İzmirli depremzedelere ‘konteyner kenti boşaltın’ talimatı

İzmir depreminin ardından Bayraklı’da kurulan konteyner kentte yerleştirilen depremzedelerden, bir hafta içinde konteynerleri boşaltmaları istendi. Kalıcı konut sorunu hâlâ çözülemeyen depremzedeler, duruma tepki gösterdi. Konteyner kentte kalan Hale Çekiç, “Beş gün içinde çıkarılmam isteniyor. Çıkacağımı söylüyorum ama beş günde çıkamam. Şimdi ben, devlet büyüklerimize soruyorum. Çıkarma işleminde bir yanlışlık var. Buradaki insanları çıkaracağınıza, deprem oldu, enkaz altındakileri çıkaracaktınız. Kızılay çadırını çıkaracaktınız. Siz, o insanları enkazın altına gömdünüz. Biz de sizi sandığa gömeceğiz” diye konuştu.

İzmir’de 30 Ekim 2020 tarihinde meydana gelen depremin ardından Bayraklı’da kurulan geçici konaklama merkezinde yaşayan İzmirli depremzedelerin sorunları bitmiyor. Depremin ardından kurulan konteyner kentte yaşayan depremzedelerin kalıcı konut sorunu aradan geçen 28 ayda çözülmezken depremzedelere geçen pazartesi günü tebligat gönderilerek bir hafta içinde konteynerleri boşaltmaları istendi. Konteyner kentte kalan depremzedeler, bugün bir araya gelerek tahliye kararına tepki gösterdi.

“Burada oturanlara TOKİ şartlarında ev versinler”

Kendilerine verilen sözlerin tutulmadığını öne süren depremzede Salim Eti, “Devlet büyüklerimiz geldi, bize söz verdi. Devlet olarak güçlüysen verdiğiniz sözün esiri olmayın. Dedem, bana, ‘Oğlum, verdiği sözün esiri olma’ derdi. Eğer devletsen, büyüksen lütfen verdiğiniz sözü… Emine Erdoğan‘a sesleniyorum. Hadi Tayyip, göster kendini. Verdiğin sözün esiri olma. Esir etme bizi. Kendini esaret altına alma. Yeter. Bir sürü deprem konutlarını ona buna peşkeş çekiyorsun. Burada oturanlara TOKİ şartlarında versinler, sunsunlar. Ödeyen öder. Ödemeyene yer sunsunlar. Ama kendilerine esir etmesinler” dedi.

“Sizi sandığa gömeceğiz”

Bir diğer depremzede Hale Çekiç ise “Beş gün içinde çıkarılmam isteniyor. Benim annem, buradayken vefat etti. Babam ise 2015 yılında vefat etmişti. Ben, tek başıma yaşıyorum. Çıkacağımı söylüyorum ama beş günde çıkamam. Şimdi ben, devlet büyüklerimize soruyorum. Çıkarma işleminde bir yanlışlık var. Buradaki insanları çıkaracağınıza, deprem oldu, enkaz altındakileri çıkaracaktınız. Kızılay çadırını çıkaracaktınız. Deprem oldu, kolluk kuvvetleri çıkaracaktınız. Bizi buradan çıkarmak güzel. Süsleme yapıyorsunuz medyada. Deprem bölgesindekileri buraya, İzmir’imize getiriyoruz. Sen, İzmir’deki vatandaşı dışarıya atıyorsun. Ben, beş günde nereden ev bulayım? Enkaz altından çıkaracaktınız. Siz, o insanları enkazın altına gömdünüz. Biz de sizi sandığa gömeceğiz. O sandıktan siz çıkamayacaksınız. Burada yüz hane varsa 2 bin lira kira isteyin bizden. Yüz hane, 200 bin lira yapar. Bunu deprem bölgesine gönderin. Abonelikler bağlayın. Biz, burada bedava diye durmuyoruz. Biz elektriğimizi, suyumuzu da öderiz” ifadelerini kullandı.

“Söz milletinse yeter artık”

Kendisinin hasta, çocuğunun ise engelli olduğunu söyleyen depremzede Gül Ok da “Benim 35 yaşında engelli bir oğlum var. Kendim ilik nakli bekliyorum, hastaneye yatacağım. Her gün psikolojik baskı yaşıyorum. Ben hastaneye yatığımda acaba çocuğumu dışarıya mı atacaklar? Ne olup bitecek? Bizim önce önümüzü görmemiz lazım. Bize bir yol göstersinler. Bize Cumhurbaşkanı, milletvekili lazım değil. Çözüm lazım. Kiralar çok pahalı, biz bir yere çıkamıyoruz. Kaldık tenekenin içinde. İmkanı olan klima taktırdı, imkanı olmayan İzmir’in sıcağında cayır cayır yandı. Yeter artık. Söz milletinse yeter artık” dedi.

“Temel barınma hakkımız elimizden almak istiyor”

Konteyner kentte yaşayanlara psikoloji baskı yapıldığı öne süren Mehmet Kılınçkaya da “Şu anda temel barınma hakkımız elimizden almak istiyor. Bir insanın en temel hakkı nedir? Barınma ve yaşam hakkıdır. Biz, 2020’de buraya gediğimizde, Emine Erdoğan buraya geldiğinde, buradaki hak sahiplerine TOKİ’lerden verileceğini, daha sonra kalan TOKİ’lerden, kiracılar dahil, kuraya girmeksizin konut teslim edileceğine dair beyanatta bulundu. Devlet büyüğümüz olduğu için biz bunu söz olarak kabul ettik. Ama daha sonra bize burada yapılan baskılar karşısında insanların psikolojisi altüst oldu” diye konuştu.

Depremde yıkılan evinin 3-4 ay sonra dönüşümünün tamamlanacağını belirten depremzede Züleyha Şengül, “Binamız yıkıldı. Şu anda yapılıyor, mayıs ayı sonunda teslim edilecek. 3-4 ay bana müsaade edin. Ondan sonra bağlasanız durmam. Bunu dediğim halde tepemize biniyorlar. İstediğim 2-3 aylık zaman. Bana, ‘Huzurevine git’ diyorlar. Ben huzurevine gitsem eşyalarım ne olacak? ‘Eşyana karışmayız’ diyorlar” dedi.

“Bu, insan haklarına aykırıdır”

Kendilerine resmi bir tebligat yapılmadığını kaydeden depremzede Meryem Tülin Yumlu da “Bize, ‘Bir hafta size müddet, çıkacaksınız’ diye bir kağıt sunuldu. Bu kağıt, bir tebligat değil asla. Sadece yazılı bir kağıt. Üzerinde valinin imzası yok. Geçici Konaklama Yönetim Yardımcısı Şuayip Üner’in imzasının olduğu, hatta kendisi bir gazetede de açıklama yapıyor… Öncelikli olan, yalnız yaşayan bayanların çıkarılması. Bu, insan haklarına aykırıdır. Bizim yalnız yaşama hakkımız yok mu? Ben, yalnız yaşadığım için neden bir hafta önce çıkarılıyoruz. Salı günü çevik kuvvetle bizim çıkarılacağımız söyleniyor. Ben çıkamayacağım. Çünkü o şartlara sahip değil. Benim elime resmi bir tebligat gelmedi. Resmi tebligat gelsin, başımın üstüne” diye konuştu.

Depremzede İbrahim Demir ise şunları söyledi:

“Bana beş gün önce geldi, görevli söyledi, benim ağırıma gitti. Hasta yatıyorum. İlaç alacak durumum yok, yeşil kartlıyım ben. Hastaneye gidecek dermanım yok ve bunlar yüzünden hastalandım. Bu bize yapılan reva mı? Adalet mi? Benim artık kaybedecek bir şeyim kalmadı. Ben burada bu konteyneri yaksam bu bana mübahtır. Bunu da Sayın Cumhurbaşkanıma söylüyorum. Bu nasıl bir adalet? Kendim için değil, burada bir sürü insanlar var, yazık günah. Zaten TOKİ’den ev alanlar gittiler. Durumu olmayanlar buradalar, nereye gitsinler? Ben eşyalarımı alıp dışarıda yatacağım. Dışarıda yatmak zorundayım.” (ANKA)

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*